12 Kasım 2021 Cuma

Let There Be Carnage - Venom: Zehirli Öfke 2



7 Kasım Pazar çalışıyordum.


Pazar günleri işe gelmeyi ayrı severim ben. İş yerinde bulunmak huzur verir bana. Tedavisi var mı bilmiyorum ama böyleyim işte :-)


İçimde taaa lise yıllarında kaldığını sandığım bir "ilk buluşma" heyecanı. Kalbim hadsiz taşikardilerle debelenmekte. 


Çocuk tiyatronun biri bitti öteki başladı.

Randevuya az kaldı...zaman geçmiyor derken iş de bitti ve ben iş yerimden çıkıp Natilius'a doğru yürümeye koyuldum. Yüzümde engel olamadığım mutlu bir sırıtma. Tebessüm kesmiyor ...aylardır hasretim bu yoldaki o telaşlı adımların varacağı yere.

Klasiğimden mahrum kalmayayım dedim,  1 litrelik su ile çubuk krakerimi aldım.

Sonra Cinemaximum yazan kapıdan girdim.

Abartısız..gözlerim doldu.

Sinema; seni çok özlemişimmmm...kapılarına sarılıp öpeceğim..koltuklarına yüz süreceğim...o haldeyim.

Kapılar açılır açılmaz 5 no'lu salondan içeri attım kendimi. Özlemle ortamı inceleyip gelenlere bakmaya koyuldum.


Ölümcül virüs dahi aşka yenik ...en arka sıraya doğru ilerleyen çiftlerin "ne kadar yakınımızda birileri var" sorgusuyla bakan gözlerine sevecen bir aşinalıkla baktım.


Sonra sihir başladı...perde açıldı ve reklam reklam üstüne  izlemeye koyuldum. Ağlicam..onları da çok özlemişim yemin ediyorum 1 saat verseler seyrederim.


Reklamlar değişmiş..eskiden detarjan, kıyafet ya da seyahatler ile ilgil reklamlar varken şimdi coin reklamları yağmur gibi. Değişen dünya beni endişelendiriyor. Değişime karşı değilim ama değişimin yönü hoşuma gitmiyor. Duygu ve 5 duyuya yönelik her şey sakin sessiz ortadan kaldırılıyor gibi. İnsan ve insanlık "lüzumsuz" hale geliyor sanki. Hoşnutsuzum.

Reklamlar bitince sevgili saçma sapan Venöm ekranda belirdi.Bildiğim, hatırladığım, endişelendiğim, unutmamam gereken her şeyi ve çocuklarım haricinde herkesi zihnimden silip  tamamı ile perdeye bütünlendim.


Sinema başladı!

Venom: Let There Be Carnage - Venom: Zehirli Öfke 2

Oyuncular: Tom HardyWoody HarrelsonMichelle Williams

Venom'da özlediğim her şey vardı var olmasına ve izlerken beni sıkça güldürdü de..ama eksik bir şey vardı adını koyamadığım. Hani  "Bayan Kahkaha" adını koydukları bayanların  her şeye anormal kahkaha atmaları gibi. Onaylanmış güzel kahkaha e ama da başka bişi ya da doğru yerde mi acaba..diye sorgulatan. Venom ile simniyotik bağı olan gazeteci arasındaki ilişki "bayat ve sıkıcı" formatta ısrarla vurgulanmıştı. temponun yükselmesi gereken yerde  evde çekilen bir sitcom standartında sıkıcılık süregeldi..filan.


Woody Harrelson filme nefis bir renk katmış. Oyunculuğunu ve yamuk ağzı ile gülümsemesini sevdiğim için onu beyazperdede görünce aleni bi neşelendim. Filmi yükselttiği tartışılmaz.


Arada iter istemez attığım kahkahalar mevcut. Film eğlenceli bir film, bir öncekinin üstüne çok bir şey koymamış ama aşağı düşürdüğü de söylenemez. Yeni karakterler, kostümler,yeni savaş : iyi ve kötü arasında ve iyinin ilk kez korkup tereddüt ettiği ama kararlılık ve sevgiyle(eh biraz da şans ile) üstesinden gelip size zaferin  neşesini tattırdığı..

Afganlı kadınlar spagetti yerken çok üzülür ama bir de gülerdim. Peçenin altına çatal sokup spagetti mi yenir diye. Yahu insan hakikatten ayıpladığını yapmadan ölmüyor. Maskenin altından çubuk kraker yedim  kendime güle güle  ..resmen.

Filmlerin geleceği planladığını , toplumu hazırladığını ve aslında  geniş önemli mesaj içerdiğini söylemiştim. Paralel evren vurgusu yine ve kuvvetle vardı. Bu beni  düşündürüyor. Çok kapalı  kalıplar içinde kaldık. Beynim-düşüncelerim kanat açsın istiyorum..çok uzun süredir..yaklaşık 20 yıldır yağmurda ıslanan güvercin gibi kanatlarıiçe çekik savunmada kaldılar yazık.




şimdi kanat açma ve özgürce ışığa uçma zamanı...


ay neşelendim bak yine yazarken ehi :-)

Film bittiğinde salonun yarısı çıktı jenerik başladığı için.
Her zaman iyi bir Marvel izleyicisi olmak hoşuma gidiyor.
Kalan yarının içinde olmak
Filmin asıl mesajının ve keyifli kısmının jenerik sonrası geleceğini bilen azınlıkta olmak.

Onu da izledik.

Sonra  "yeniden gelicemmmmmmmmmm" diye içim çığlık feveran "gelecek program " afişlerine baktım.

Yine yazacammmmmmmmm :-)))))))



2 Kasım 2021 Salı

Mai'ye Özlem

 



Ben geri zekalıyım.


Geçmiş yazılarıma bakıp  ağlayan bi ben :-)


İşsiz kaldığım zamanki yazılarıma bakıyorum..o günlerde nasıl zormuş hayat benim için ama ben yine de nasıl dört elle sarılmışım yaşamaya.


Blog yazmanın ve buradaki dost insanların  satırlarının ne kadar destek olduğunu, nasıl da kocaman kuleler inşaa edip  beni koruduğunu şimdi çok daha net görebiliyorum.


Sevgili Blog Dünyasının artık burada olmayan- hala burada olan tüm insanları : benim beni kaybetmememe yardımcı olduğunuz için hepinize müteşekkirim.


Kaç günlerdir iki satır yazıp  dönüş yapmaya çalışıyorum ama ülke gündeminin yansımaları hayatı alt üst ettiği için normalde bir kere ve beş dakikada yapacağınız işi 10 kere ve 5 'er saatte yapıyorsunuz.


Olsun..şikayet mi ettim sanki? Daha çok şey yapmak isterdim ama zaman  ve koşullar bu kadarına müsaade ediyor ne yapalım.

Nehir üniversite sınavı senesinde ve hala odak yok.


Selin Erasmus ile İspanya'ya gitti  ve çok mutlu.

Özer anneciğii uzun zamandır hasta olduğu için endişe ile Eskişehir'e gitti ve üzgün.

Ben hala bulutları  seyredip  her sabah gördüğü ağaçları  her sabah eksilmeyen bir özlemle selamlayan , gerçek dünyanın kirinden bıkmış gizemlerine ve sürprizlerine doymamış bir şaşkın. Şıkır şıkır giyinip  az daha yürüsem şu  gökyüzünün altında diye kulaklarında klasik müzik deryası yürüyüp duran bi tip...

amaaan ne bileyim..bi sürü şey oldu anlatsam  sabaha kadar yazmam lazım.


Dur bakalım döndüm inşallah diyeyim de bir...

31 Ağustos 2021 Salı

Yana Yana Raks Eder Divaneler

 

Bugün gidiyor.

Ne haklı bir terk ediş.

Kıvırcık saçlarının her bir lülesi ayrı mutlu  ayrılıktan.


Her seferinde bunu yaşayacak mıyım?

Test çubuğunda çift çizgiyi gördüğüm andan mı başlayacak onunla ilgili tüm anılar?



Unutmadığım zilyon ayrıntı..

Niye unutayım ki..


Kum saati gibi annelik.

Bir yanın dolup taşıp  coşkun seller gibi akarken öteki yanın boşalıyor, çorak -kavrulmuş-kimsesiz.



Bazı duyguların adı yok, tanımı var.

Ayrılık sevdaya dair...


Selin, Erasmus ile İspanya'ya gidiyor bu akşam. 1 eğitim yılı yok. Görmek yok , koklamak yok, öpmek yok, anne gelirken şunu al yok, uyurken seyretmek yok.



Kaç baharım kaç kışım kaç yazım vardı da feda ettim 1 set? 21'den 22'ye geçisini izleyemeyeceğim.



Doğum gününde yanımda olmayacak.


Kanadı kuvvetli bir güzel kuş oldu...rüzgar onun rüzgarı.



Git bakalım.

Ama bunca kavrulmuşluğuma karşı her gün mutlu olmayı unutma. Başka türlü nasıl dayanırım ki ayrılığa.





9 Temmuz 2021 Cuma

Duruyom Öyle


Eski zamanlara ait bol oscarlı bir filmde izlemiştim. Genç,zengin,yakışıklı adam çok sıkılıyordu. Arabayla gezerken amcası ya da dayısı her neyse şuraya gidelim buraya gidelim diye önerilerde bulunuyordu. .."bak, ilkbahar geldi  her yer cıvıl cıvıl, Sen nehri harika,kızlar nefis..vs. Delikanlı çok kızıyordu. 

-Ağaçlar geçen sene ne renkti?

-Yeşil

-Bu sene?

-E yeşil?

-Oooofff... Sen nehri geçen sene nasıldı?

-Mavi ve coşkun

-Bu sene?

-E..mavi ve coşkun

-Oooooofffffff...Kızlar?

-Genç, cıvıl cıvıl ve modaya uygun

-Bu sene?

-...aynı

-Oooooooooooooooooffffffffffffffffff...


Ruh halimden dolayı  bu sahne aklıma geliyor sık sık.O zaman kıkır kıkır güldüğüm sahneyi  dudaklarımı kemirerek anıyorum.

İstanbul, sokaklar, insanlar, haberler...haberler..hep aynı.

O ona laf sokuyor..bu  bilgiye gerek duymadan sallıyor da sallıyor..öteki berikine düşman, beriki ötekini aşağılama derdinde... ufffff 

Siyasette aynı yüzler..ölümsüz şekilde aynılar. Ve aynı gündemi farklı nağmelerle yaratmaya devam ediyorlar bir çok değerli şey yok olup giderken.

Sanat tükenmiş.

Bilim..stabil ve güvenilmez olmuş. Bir uzay keşifleri aldı başını gidiyor tatlı bir heyecanla.

Spor dünyası..pert ve bunun pandemi ile alakası yok bence.

Çocukluk mat bir renge bürünmüş.

Yine bir filmde izlemiştim 1800'lü yıllarda geçiyordu. Genç adam kahvaltısını çabucak ediyor ve  "yeni icatlar çıkmış olmalı, bugün neler var koşup  öğrenmeli,görmeliyim" diyerek evden fırlıyordu. İnsanoğlunun mücit ve heyecan dolu yılları.

İleriye bakmaya heves bırakmadılar. 

Geçmişe bakınıp diz döveceğiz..geçmişi bile kirlettiler.

Bugün de ..iç açıcı değil.

Yeğenim Mert var benim. Dünya tatlısı bir özel çocuk o, ruhu özel. Hani  dökük yıkık dar kapıdan girersiniz ardında bir saklı bahçe, cennetten köşe bulursunuz ya. Öyle Mert. İddiasız ve sade kalacak kadar ihtişamla çözmüş hayatı. Ne yapıyorsun Mert dediğimde "hiç, duruyom öyle " derdi bana.

Yani hayat bana değerek sağımdan solumdan akıp gidiyor, yapabileceklerim sınırlı ve onları da yaptım zaten. Şimdi sadece var olmayı sürdürüyorum.Bu da her zaman çok eğlenceli değil.

Bugünlerde ben de "duruyom öyle".. 

Ve yaşamayı özledim "kaliteli, akıllı insanlarla, değerini bilerek...."

22 Haziran 2021 Salı

Padam Padam -Edit Piaf


 


Padam Padam


Gece gündüz bana musallat bu ezgi,
Bugünden doğma değil bu ezgi.
Benim kadar uzaktan geliyor
Yüz bin müzisyen sürüklüyor onu.
Delirtecek bir gün beni bu ezgi,
Sormak istedim yüz kere neden
Sözümü kesti ama o,
Benden önce konuşur daima
Ve bastırır sesi sesimi.
 
Padam... padam... padam...
Koşarak gelir arkamdan
Padam... padam... padam...
“Anımsa” diye beni zorlar
Padam... padam... padam...
Beni parmakla gösteren bir ezgi bu
Ve gülünç bir hata gibi sürüklüyorum
Herşeyi ezbere bilen bu ezgiyi
 
Bana: “Aşklarını anımsa, diyor
Anımsa çünkü sıran geldi.
Ağlamamana neden yok
Kollarındaki anılarla.”
 
Ve kalanları görüyorum tekrar ben,
Davul çaldırıyor yirmi yaşım.
Çarpışan hareketler görüyorum
Aşkların tüm komedisi
Hep bu çalan ezgide.
 
Padam... padam... padam...
14 Temmuz’un seni seviyorum’ları
Padam... padam... padam...
İndirimde aldığımız her zaman’lar
Padam... padam... padam...
İşte paketlerce ister misin’ler
Ve tüm bunlar, sokağın tam köşesinde
Beni tanıyan bu ezgiye rast gelmek için
Bana yaptığı patırdıyı dinleyin
Tüm geçmişim akıyor sanki
Sonrası için de acı saklamak gerek
Tahta bir kalp gibi atarak çalan
Bu ezgi üzerine tam solfejım var

*****

Padam Padam



Cet air qui m'obsède jour et nuit
Cet air n'est pas né d'aujourd'hui
Il vient d'aussi loin que je viens
Traîné par 100 000 musiciens
Un jour cet air me rendra folle
100 fois j'ai voulu dire pourquoi
Mais il m'a coupé la parole
Il parle toujours avant moi
Et sa voix couvre ma voix
Padam, padam, padam
Il arrive en courant derrière moi
Padam, padam, padam
Il me fait le coup du souviens-toi
Padam, padam, padam
C'est un air qui me montre du doigt
Et je traîne après moi comme une drôle d'erreur
Cet air qui sait tout par cœur
Il dit "rappelle-toi tes amours"
Rappelle-toi puisque c'est ton tour
Y a pas de raison pour que tu ne pleures pas
Avec tes souvenirs sur les bras
Et moi je revois ceux qui restent
Mes 20 ans font battre tambour
Je vois s'entrebattre des gestes
Toute

13 Haziran 2021 Pazar

Barış Manço -Kol Düğmeleri /Şarkı Sözleri Öyküleri -8

 





Barış Manço vefatından sonra da popülerliğini yitirmedi. Gerçekten gönüllere taht kurmuş. Bir çok kültür merkezinin adı Barış Manço.


 Kadıköy'de durakların adı ya da yaşadığı evin müze olması Kadıköy Belediyesi'nin, ilçesinde yaşayan sanatçılara evvelden beri sahip çıktığının göstergesi. Benim belediyem diye demiyorum, bu yönünü hep takdir etmişimdir. Sadece, Barış Manço beni öldüğüm günle anmayın dediği halde öldüğü gün etkinlik yapılması beni rahatsız eden kısım.

Barış Manço (d. 2 Ocak 1943; Üsküdarİstanbul - ö. 1 Şubat 1999; Kadıköy, İstanbul), Türk sanatçı;aranjör, şarkıcı, besteci, söz yazarı, TV programı yapımcısı ve sunucusu, köşe yazarı Devlet Sanatçısı ve kültür elçisi. Türkiye'de rock müziğin öncülerinden, Anadolu Rock türünün kurucuları arasında sayılır. Bestelediği 200'ün üzerindeki şarkısı, kendisine on iki altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra ArapçaBulgarcaFelemenkçeAlmancaFransızcaİbraniceİngilizceJaponca ve Yunanca olarak yorumlandı. Hazırladığı televizyon programıyla Dünya'nın pek çok ülkesine gitmiş, bu nedenle "Barış Çelebi" olarak adlandırılmıştır. 1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Unvanı'na layık görüldü. 1 Şubat 1999 tarihinde, evinde geçirdiği kalp krizi sonucu, kaldırıldığı Siyami Ersek Hastanesinde aynı gece ölmüştür.

Barış Manço'nun ve 80'lerin vurucu etki yapmasının bir nedeni , duyguların yaşanmışlıkla beslenmesiydi belki de. Dinleyenlerin gönlünde buruk fırtınalar kopartan Kol Düğmeleri'nin de böyle bir gerçek öyküsü varmış.

Kol Düğmeleri şarkısının söz ve müziği Barış Manço’ya ait. Barış Manço şarkıyı 1960’lı yıllarda Kaygısızlar’la birlikte Kol Düğmeleri şarkısını kaydetti. Şarkı Kol Düğmeleri 45’lik albümünde yer aldı ve büyük beğeni topladı. Şarkının hüzünlü bir hikayesi var. Bu hikaye 1962 yılında Barış Manço’nun Semra adında Kızıltopraklı bir kızla nişanlanmasıyla başlıyor. Fakat kısa süren bu nişanlılık Barış Manço’nun Grafik ve İç Mimarlık eğitimi almak için Belçika’ya gitmeye karar vermesiyle sonlanmak zorunda kalıyor. Son görüşmede kendisine kol düğmeleri hediye eden Semra Hanım vedasını bu şekilde gerçekleştiriyor.

Bu ayrılık kendisini derinden sarsmış olmalı ki Barış Manço, 60’lı yıllarda “kol düğmeleri” adlı şarkısını çıkarıyor. Şarkının sözlerini aşağıda okuduğunuzda sizde bu şarkının tamamen Semra Hanıma ithaf edildiği görülebiliyor.


Kol Düğmeleri

Hatırlarım bugün gibi
Sessiz geçen son geceyi
Başın öne eğik bir suçlu gibi
Bana verdiğin hediyeyi

İki küçük kol düğmesi
Bütün bir aşk hikayesi
İki düğme, iki ayrı kolda
Bizim gibi ayrı yolda

Akşam olunca sustururum herkesi, her şeyi
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana
Bitsin bu işkence kalsınlar bir arada

Heyhat sabah gün ışıldar
Yalnız gece buluşanlar
Yaşlı gözlerle ayrılırlar
Düğmeler gibi, bizim gibi

Bizim gibi ayrılırlar
Bizim gibi ayrılırlar




Müsilaj


Birlikte çalışırken dostluk kurmak daha zor , hayli ve hayli kuralcıyım ben. 

Birkaç tane istisnam oldu;onlar da canım ne ki ciğerimin ta içisi şeklinde kaldı hayatımda.

Birlikte çalışma sürecimiz sonlandıktan sonra bir araya gelmeye devam ettiğim iki güzel insan "F" ve "S" ile buluştuk geçenlerde. Hayata baktıkları yer nazik,kaliteli ve narin. Bana kalırsa ortak noktamız hemen hemen hiç yok. Ama onlarla olmayı çok seviyorum. Yaşadıkları ya da yaşattıkları her ne olursa olsun  "çok iyi ve çok kaliteli" iki insan onlar. Fotoğrafları , izin almadan paylaştığım için yüzlerini emoji ile kapattım. Bu nedenle sıcacık gülüşlerinden mahrum kaldınız. Belki başka zamana :-)

Kadıköy-Suadiye'de, her zaman özel mekanları  bilen "F"  önerisini dinleyip buluştuk. Hem mütevazı hem insanın  gönlünü  açan hem de güzel insanların gelip denize girdiği-güneşlendiği bir çay bahçesi orası. 

Önce mavi deniz parlak güneş modunda neşeyle başladı sohbet. Kahveler, çaylar,anılar, zeki insanlar geçmişe bağlı kalmaz :sohbet konusu bir de yarınlar!

Sonra birden denizin yüzeyi değişti. Gerçekten birden oluverdi. Müsilaj kaplayıverdi masmavi sahili.Elimiz yüreğimizde, ülkemin dünü -bugünü-yarını mahvedilmişken, toprağı-suyu-havası mahvedilmişken bir de denizinin yok edildiğini  ve bunun gerçek anlamda "hıyarlara" bağlı olduğunu ...

Bebeleri suya sokan anneler vardı.
Kimi aldırdı kimi aldırmadı.

Biz başka konulara dalmaya uğraştıksa da gözlerimizi denizden alamadık. Tüm sohbetler yarım kaldı.

Bunu bize bizden başka kim yapabilir?

Keşke aynı gemide olmayaydık "beyin yoksunu insan güruhu".

Keşke sizlerle aynı havayı filan da solumasaydık.

Tahammül edemiyorum.



Kalem Kimde?


 Başka dünyanın kapılarını yeni yeni aralama, alışkın olduğum çevre ve insanlardan farklılarını yeni yeni görme çağımdı.

Azıcıktan hayli fazlaydı "hayatı farkında olamayışım."

Üst bedenimde peydahlanan çıkıntıların sivilce olmadığını, geçip gitmek bir yana büyüdüğünü fark ettiğimde çoktaaan genç kız oluvermiştim.

İlk düşündüğüm eskisi gibi özgür koşamayacağım oldu.

Hemen ardından  boşverdim bu düşünceyi ; yüzümde rüzgarı hissetmeyi insanların ne düşünüp ne diyeceğinden çok daha fazla önemsiyordum.

Anadoluda yetiştim ben. Hatır gönül, insanları kırmamak önemli bizim kitapta. Ramiz Abi'nin düğününe gittiğimde parıltılı  elbiseler ve topuklu ayakkabılar giymiş insanlar arasında pek de fark edilmeyen bir yeni yetme idim. Gelini almaya giden kafileye beni de katıverdiler. Onlar için anlamı neydi bilmem ama ben bir yerlerde unutmasınlar beni bu bilmediğim şehirde diye gözlerimi dört açmış , tüm önemsenmeyenler gibi hayatı didik didik izleyen birinin yeni gözlemlerini atıyordum cebime.

Gelin , kız arkadaşı ile kalıyordu bir evde. Erkenden gittik. Gelinin ev arkadaşı menemen yapmıştı kahvaltı için, yanında rakı içiyordu. Aval aval bakakaldım. Kendimce çaktırmıyordum ama sanırım faltaşı gibi açılmış gözler ortada barizdi. "Saf bu biraz galiba" diye bana güldüler tatlı tatlı. Şu insanlar, kendilerini bir film içerisinde izleseler senaryoda ne çok şeyi değiştirirlerdi aslında.

Şehirlerarası düğün zor olsa gerek. O gece yerde bir çarşafın üstünde yattığımı ve yastığımın olmadığını hatırlıyorum.Duvara sıkışık bir alandı  çünkü dönemiyordum. Yorgunluktan bayılsam da uyusam diye dua ettiğimi, her zamanki sessizliğimle mızıldanmak yerine yaşadığım bu olumsuz durumu ve bana  etkisini düşündüğümü.

Annemin bunu bilse Tazmanya Canavarına dönüşüp herkesi dümdüz edeceğini...Annem söz konusu çocukları olduğunda gerçek bir kaplana dönüşür. Halen öyledir. Kimseyi görmez gözü. 10 kaplan gücünde bir annedir o kuzummm.

Halen bazı geceler huzursuz yattığımda o geceyi düşünür ve kollarımı iki yana açarak artık o gecede kalmadığım için ne şanslı ne mutlu olduğumu kendime fısıldarım.

İnsan "unutmamalı".

Sonra düğün oldu. Ramiz Abi Ayhan Işık'tan da yakışıklı bir damattı. Gelin o kadar güzel ki otur saatlerce sadece onu izle. Gözlerini bir an birbirlerinden ayırmıyorlar.Ben , arkadaşlar ve yaştaş akrabalarla gidilen o masaya dahil edilen mutlu bir fare olarak oturuyorum sessiz sedasız. Ayakkabımın topuğu kırılmış, mızıldanmıyorum yine de. Tanıdığım insanların bu ortamdaki davranışlarını, kıyafetlerini, akışı, "ne yapılması gerektiğini" filan izliyorum . Bu beni mutlu ediyor. Bu, beni doyuruyor. 

Menemenle rakı içen abla da geldi. Gelinden sonra en önemli kişi o.Ooooo..daha evvel görmediğim şey bu; kadehi başının üstüne koydu  dans ediyor herkes çatlamış vaziyette keyiften. Görünmez olmanın  lüksü bildiğiniz gibi değil. Ortamda umursanmayan olmak en güzel şey her zaman. Ama rakıcı abla beni gördü bastı kahkahayı. Olanı damat abiye anlattılar. O, bana sahip çıktı. Gelini bıraktı geldi elimi tuttu. . 

-Kalk bakalım ufaklık. Bi dans da senle edecez.

Işıl ışıl güzel gözlerine baktım. Herkes bize bakıyordu. Başımla "olmaz" dedim.

-Kalk kız..damat kırılır mı  düğünde.

-Abi topuğum kırık..fısıldadım. O müzikte beni duymadı.

-Amma nazlı çıktın he..ayağına kadar geldik. Ayıp.

Kahkahalar onu izliyordu.Gelinine döndü.

Ben de yerin dibinde kendime ait bölüme geçtim. Herkes gelinle damadın eşsiz ve neşeli raksını izliyordu.Şükür..unutulmuştum.

x x x 

Aradan yıllar geçti. Ramiz Abi ve gelini ile tekrar karşılaştığımda evliydim. İyi bir kariyerim, düzgün bir hayatım vardı.Spotlar bana döndüğünde sakin kalacak kadar rollerimle bütünleşmiştim. "En son ne zaman gördük biz seni" diye başlayan sohbet düğünlerinden bahse döndü. 20 yıl öncenin tüm detaylarını neşeyle onlara hatırlatmaya başladım. Menemenle rakı içen abla ile artık görüşmüyorlarmış, o başka şehre tayin olmuş gitmiş. "Menemenle rakı mı içiyodu manyak " diye bastılar kahkahayı. Hemen kendisine telefon açıldı, o vesile ile hal hatır soruldu. Menemen-rakı detayı anlatıldı. "Ya bu Kadriye inanılmaz, nasıl tüm detaylar kalmış aklında. "Ama o zaman da derdik biz çok zeki bu kız bir başka diye"ler , "Kadriye yaaaa..bu kız başka vallahi o zaman da belliydi zaten" ler çın çın çınladı  yemek masasında.

Ramiz Abi'ye dönüp kendisi ile dans etmeyi  ne çok istediğimi ama...

Ne gerek vardı ki artık...anlatmadım.

Tee çocukluğundan "çok zeki, bambaşka bişi canım" olduğu belli olan Kadriye yetişkinlere ait ölçülü gülümsemesiyle masadaki sohbete katıldı.

Şu insanlar diyorum, kendilerini bir film içerisinde izleseler senaryoda ne çok şeyi değiştirirlerdi aslında.


12 Haziran 2021 Cumartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 94

Ağaç ev sohbetlerinde bu haftanın konusu:

"Kişisel olarak  bir değerlendirme yaptığınızda çevrenizde ya da kendinizde gördüğünüz stres kaynaklı rahatsızlıklar nelerdi, bunların nasıl üstesinden geldiniz?" 

imiş :-)

Çocukluğumda film izlerken  de "insanlar birbirini dinlese,ya da cidden doğru dürüst anlatabilse bu sorunların hiç biri yaşanmazdı" diye düşünürdüm. Hele Türk filmlerinde ağzını  açıp adam gibi derdini anlatmak yerine uzun ve anlamlı bakışların olması sinirden karnımı ağrıtırdı.


İletişim okuyacağımı bilmiyordum o yıllarda ama bu benim genlerimde varmış meğer :-))))))))

Dinlemeyi,anlamayı,öğrenmeyi,sorgulamayı,analizi bilmeyen insan güruhları sadece stresin değil her bir haltın tek sorumlusu.



Ve gidişat daha iyiye doğru değil sanırım...

Hepsini kaynar kazana atıp kaynatabilirim..çözüm odaklı ve stressizim.

Bakınız..Allah'ın Sedat Peker'i bile iletişimin önemini kavradı ve kaldıraç niyetine kullanıp dünyayı yerinden oynatmayı düşünüyor.

İnsanlığın geri kalanı..oyyyyyyyy tahammülü zorr.


Beni dinlediğiniz (okuduğunuz) için teşekkür ederim :-)

11 Haziran 2021 Cuma

Ya Sev Ya .....



Bayılıyorum TLC'deki "Ya Sev Ya Sat" veya "Kumsal Evleri" türü programları seyretmeye.

Dünya ne güzel ve ben ne kadar azını gördüm dedim önce.

Evleri, seçimleri, önceliklerin farklılıklarını  merakla izledim sonra.

Çift lavabonun önemini bir türlü anlayamadım mesela.



Evlerin değişimini izledim .

Bunun meslek olarak ne eğitim gerektirdiğini merak ettim.

Kaç meslek dalı bir arada çalışıyora baktım.

TV programı olarak bunu  düşünüp organize eden beyne saygı duydum.

Minnacık mekanlarda yaşamayı seçenler ile "5 yatak odası  5 banyo bir de bodrum kat, bahçe mutlaka geniş olmalı" diyenler arasındaki farkı düşünüp  hangisi neden bunu seçiyor acaba diye de düşündüm.

Bütçeniz ne kadar diye sorulduğunda "1250000 dolar" diyenlerle bildiğiniz papaz eriğin kilosunun 19 TL olduğu  memleketimin insanlarını  kıyasladım hazin iç çekişler eşliğinde.

"Kendimi burda yemek yaparken hayal edebiliyorum"lar dikkatimi çekti sonra. "Burada arkadaşlarımızı ağırlarken kendimi hayal edebiliyorum"


Coğrafya kadermiş var ya...gerçekten öyle.


Hayal edebilmek kiiim biz kim?!


Hayallerimizi de çaldılar.

Her günkü yürüyüş yolum üzerinde Siyami Ersek Hastanesi var. Onun tam önünde miniminnacık bir simitçi kulübesi. İçinde koskocaman bir adam. Koskocaman adamın oturduğu tabure..kışın kımıldamadan oturmak zorunda orada. Akordeon gibi katlanmış da katlanmış. "Zeytinli mi olsun sade mi" yanından geçerken en sık duyduğum cümlesi. Başka bir şey diyemiyor sanki. Bu cümle ona, hayatına,diline ,damağına yapışmış. Zeytinli mi sade mi..

Kendimi o tıkış tıkış mekanda hayal edebiliyorum.

 Hayallerim filan kalmamıştır herhalde. Akşam eve götüreceğim ekmeğim var diye şükreder, ağrıyan dizlerimden şikayet etmekten bile korkarım o  kibrit kutusu kadar simitçi kulübesi elimden giderse diye. Önümden binlerce insanın geçip gidip beni oradaki bir ağaçtan bir park dubasından farklı görmeyişine de aldırmam zamanla. "Çift lavabosu yok..kendimi burda hayal edemiyorum" demem. "Tuvaletim gelmesin burayı kilitleyip taaa hastaneye gitmek zorunda kalmiiim" derim sanırım.

Minimalist yaşam sevenler, minnacık karavanda merdivenin alt kısmına dolaplar yapıldığında şaşkınlık ve sevinç  çığlıkları atıyorlar. Onu oraya nasıl sığdırdın bu harika...çığlıkları  kaplıyor her yeri.

Siz gidin bi de o adamı görün. O adamı o kibrit kutusu kadar simitçi kulübesine hem de taburesiyle nasıl sığdırmışlar,koskoca adama böyle bir hayatı nasıl  kabul ettirmişler onu görün.

Coğrafya kadermiş..

Ya sev ya terk et diyarı burası.



19 Mayıs 2021 Çarşamba

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun!


Başka bir aşk istemez aşkınla çarpan kalbimiz,
Ey vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz!!




 ONLAR

 
 

Onlar ki toprakta karınca,
                                   suda balık,
                                                havada kuş kadar
                                                             çokturlar;
korkak,
            cesur,
                     câhil,
                             hakîm
                                      ve çocukturlar
ve kahreden
                 yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvâsına
                                   sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
                                      kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Demir,
         kömür
                   ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
                 ve sahra
                             ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
               bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
                onlar ağır ellerini toprağa basıp
                                        doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
         en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için :
    zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
                                                                  denildi.